Şu sıralar içimden sürekli tekrarladığım bir söz var, tam da vaktinde karşıma çıkan:

"İnsan kendini kaybetmeden bulamaz."

1 ay mı, 2 ay mı, 40 gün mü ya da 1 yıl mı!, ne bileyim işte; bir şekilde bir zaman önce, bir yerlerde kaybettim sanki kendimi. Aniden olmuyormuş demek ki, yavaş yavaş ve farkına varmayarak.
Sonra farkına varıyorsun.
E napacaksın? Ben söyleyeyim, önce çok korkmuş hissedeceksin. Ama korkmak zorunda değilsin.
Düşüncelerinin yoğunluğunda boğulacak gibi olacaksın. Ama boğulmak zorunda değilsin.
Eğer sen de kendini kaybettiğini hissediyorsan, evet, korkmak zorunda değilsin. 
Çünkü; bil! Gün geçtikçe cesurlaşacaksın.
En çok da düşüncelerinden korkmak zorunda değilsin. Sevin ki, düşünebiliyorsun. 

Kaç yaşındasın?

Belki 16 belki de 36. Ben bunu 20 yaşında yaşıyorum, sen ise belki ömrün boyunca kendini bu şekilde sorgulamayacak, bu cümleleri anlamayacaksın. Belki de 16 yaşında başlayacaksın sorgulamaya, anlamaya.

Çoğu zaman anla-ya-mamaya.

Belki de tam her şeyi rayına oturttuğunu düşündüğünde, yolun sonuna yaklaştığını düşündüğünde başlayacaksın sorular sormaya.

Ama;
Nil diyor ya:
"Bazen de tam ortadan kırılmayı
yere düşen camlar gibi dağılmayı.."

öğreneceksin.
Önünde sonunda.

Dağılacaksın ki toparlanmayı bilesin. Çok mu klişe oldu bu cümle artık? Belki. Ama biliyor musun, ben 20 yaşımda ne öğrendim: Bazı cümleler yaşayana ve hissedene kadar klişeymiş. Bunu da bil.

Belki önce, sevdiklerinin canını yakacaksın. İstemeyerek. Cam oldun çünkü, düştün sen. Paramparça oldun. Ayaklarına battın, kanattın onları. Ama bir şekilde bir araya getirebildiler seni ya da sen toparladın kendi parçalarını.


Olmadı belki de, tuzla buz oldun. 
Seni toparlamaya çalıştılar, asla başaramadılar. Toparlanmaya çalıştın, seni birleştirebilecek bi şey yoktu ki dünya üzerinde.

İşte o zaman yeniden başlaman gerekiyor.
Yine, yeni, yeniden.

Ve ben sana küçük bir ipucu vereceğim. 
Yeniden başlamak için en kolay adım sevmek'tir.
Sev. 
Hayır, ben herkes gibi kendini sev demeyeceğim. Bu yetmiyor.
Her gün deneyimlemeyi sev. 
Risk almayı sev. 
Kendini tanımayı 
ve bu süreci sev. 
Dene, dene, dene!
Aşık ol bir gün, diğer gün nefret et belki ama deli dolu sevmekten de asla vazgeçmeden.



Ve Sezen Aksu diyor ya şarkısında;
gelsin... hayat bildiği gibi gelsin. "İşimiz bu: yaşamak"
Bunu kendine hatırlat ve yaşa.
Bir gün her şey biteceği için değil, o an nefes alabildiğin için yaşa. 
Bu da demek oluyor ki, süreci yaşa. Süreci yaşat, öldürme! Kapıl ona, sürüklen bazen. Çünkü evet rüzgara karşı gelmeyen gemi ilerleyemez belki;

...ama senin rüzgarın kuvvetliyse karşı koymak seni sadece yorar.

Bazen kaybolacağız okuyucu. 
Sen; kendini bulduğunu hissettiğinde ona sımsıkı sarıl.
ve
onunla gurur duy.











Size bu yazımda ilk defa 20 yaşında biri olarak yazıyorum. Yirminci yaş günümün üzerinden 1 ay 9 gün geçmiş olsa da, bu süreçte o kadar çok kez "ölüp dirilmiş" gibi hissettim ki sanki bir anda yıllar, yıllar geçti ve sonunda buradayım.

Babam sürekli her insanın ömründe bir defa da olsa çok çok büyük yıkıma uğrayacağından, hayatın her zaman tek bir çizgide gitmeyeceğinden bahsederdi. Bu büyük bir afete şahit olmak da olabilir; çok sevdiğini, yakınını kaybetmek de olabilir diye de eklerdi. Bazı geceler korkardım. "Ne olacaksa olsun"du artık, hayatımda olacak kötü şeylerden korkmaya başlamıştım. 

E olmuyor muydu? Zaten oluyordu çok büyük hastalıklar, sıkıntılar, psikolojik problemler. Fakat hayatımın tüm yönünü benim iradem dışında değiştirecek zorluklardan korkmaya başlamıştım işte.

Kıyısından kurtardım! Kurtardık. Galiba...
Bir olayın, hiç beklemediğin bir anda.
Sabahın köründe, akşamın birinde, gecenin karanlığında... 
Sessizlikte, saniyede... tezahür etmesi. Ne kadar korkunçmuş.
Hissedeceklerinden korkarak dinlemekten korktuğun tüm o korkunç şarkıları aynı anda dinlemek gibi. Ki zaten dinliyorsun.
Kabuslarına girip ağlayarak uyandığın gibi. Zaten sabaha kadar dua ede ede ağlıyorsun. 
Bazı akşamlar ise ağlayamıyorsun, hatta gülmeye başlıyorsun. 

Düşün, düşün, düşün.. Ne olacak? Olmayacak.. Geri gelmeyecek mi? Her şey normale dönmeyecek mi? Normal ne olacak artık? Onsuz nasıl normal olabilir? Olamaz. Hayır, olabilir. Olabilir mi? Sonuçta o olmasını isterdi. İster. İstiyor! Peki olacak mı? 

Bilmem?

sadece bunu diyor o içinden gelen lanet ses. "BİLMİYORUM!"

Biri bilsin artık diyorsun. İnsanoğlu olarak en sevmediğimiz şeylerden biri sanırım belirsizlik. Belirsiz kalan her şey, ki aslında hayattaki her şeyin belirsiz olduğu gerçeğini tamamen unutsak da, bizi çıldırtmaya yetiyor.

Babam 18.05.2018 tarihinde kalp krizi geçirdi. Hiç böyle geleceğini düşünmezdim. Saatini bile bilmiyorum, şu saat diyemiyorum, çünkü 3 buçuk saat boyunca bir şeyler oldu. Ama asla göğsü, kolu, kalbi ağrımadı. Ambulans gelmeden 5 dakika önce fark ettik kalp krizi olduğunu. Çünkü kolu uyuştu ve gözleri kapandı, bayıldı. O kadar sinsi bir şeymiş ki gerçekten, korkun arkadaşlar. Senede 2 kez check-up'a giren babam bile fark etmediyse, nasıl fark edelim ki? Bu konuda endişelenmek gerek demek ki, umursamamazlık her zaman iyi değil! 

Ve sorun şu ki, herkesin yaşadığı kalp krizinden yaşamadı. 

Bilen bilir; "2 damarım %50, 1 damarım %30 tıkanmış, ikisine stent takıldı.." gibi muhabbetleri. Genelde yaşanan bu çünkü. Damarlardan birkaçı tıkanır, eğer şanslıysan-yani geç olmadan fark etmişsen- anjiyo yapılır, stent taktırarak kurtulursun. Daha da kötü durumdaysan açık kalp ameliyatı gerekiyor tabii. Daha da kötüyse kalp pili, kalp nakli..
Ben sürekli bunları duyuyordum. İlerisini bilmiyordum. Kalp yetmezliği dedikleri şey. Nasıl olurdu yahu, kalp az çalışırsa insan ne yapacaktı ki?

Babamın kalbi şu an %15 performansla çalışıyormuş. Benim aklım almadı sanki, nasıl olur? demeden duramıyorum. Kalp pili takabilecekleri kadar bir gücü yokmuş şu anda kalbin. Kendini toparlayabilirse takılacakmış. Bekliyoruz, yine bekliyoruz, yine belirsizlik.

Bazı günler babama bakıyorum, bakıyorum. Yok. Aklım almıyor. İnsan o kadar alışıyor ki senelerce gördüğü manzaraya. Alışkanlık gerçekten çok korkunç bir şey.
Hoplayıp zıplayan, yerınde duramayan, pazarları bile evde oturmayan o adam. Beni hantallığımdan kurtarıp, bir o yana bir bu yana koşturmayı, gezmeyı, durmamayı sevdiren o adamın artık yürüyüş yapması bile yasak.

Babam acile girişimizden yaklaşık 5 dakika sonra anjiyoya alındı ve 20 dakika dedikleri operasyon 1 saat kadar sürdü. Yaklaşık 7 bebek doğdu, 2-3 bebek koridoru çınlatarak ağladı, 1 küçük çocuk fıtık ameliyatı için hazırlandı, 1 anneannenin gözleri doldu. Bebeklerden birinin babası koridoru yaklaşık 3 kez baştan sona gezdi. Babam sonra çıktı. 
Anjiyodan sonra doktor bizi acilen odasına çağırdı ve o an kendimi gerçekten trajik bir filmin ortasında buldum. İzlerken kendimize yahut ailemize asla konduramadığımız o sahnelerden birini yaşıyordum çünkü. Ya ölmüştü babam, ya da ölüm riskindeydi. Evet, muhtemelen ölecekmiş.
Doktor aynen bu şekilde söyledi!  Kurtulma ihtimali o kadar düşük ki, bu ihtimali pek düşünmeyin dedi. Ben direk ölmüş gözüyle baktım ve çeşmeleri açtım tabii ki.
Ölmedi.
Kalpteki en büyük damarmış tıkanan ve %70 gibi büyük bir oranda tıkanmış. 
Ve onu bu hale getiren yaşadığı kalp krizinden ziyade kalbin geçirdiği şoklar. Kardiyojenik şok deniyor buna ve araştırırsanız görürsünüz -benim babam yoğun bakımdayken bakıp bakıp ağladığım bilimsel yazılar gibi-, kurtulma oranı şimdiye kadar %7-%8 falanmış. Çünkü ana damar tıkandığı için kalp oksijensiz kalıyor ve onun oksijensiz kalması demek; ya felç kalmak, ya şuurunu kaybetmek, ya da ex olmak demek... Yaşıyorsan, şanslısın. Şanslıydı. Şanslıydık! Kurtuldu(k).

Hatta o kadar güzel kurtulduk ki, eskisi gibi azar yemeye devam ediyoruz kendisinden.
Şimdiyse sanki hiç yaşanmamış gibi. Sabah 8'de uyanıp tüm sokağı ayağa kaldıracak kadar bağırmamış, ağlamamış, sonrasında 15 gün hastane kapısında beklememiş gibi.

Umudunuzu kaybetmeyin. 
Bazen tıp bile bilemiyor ne olacağını. Bazen sadece ama sadece Rabbimize sığınmamız, ellerimizi açmamız gerekiyor. 
Bazen sadece güçlü olmamız gerekiyor.
Hatta çoğu zaman ve çoğu zaman,
güçlü olmamız gerekiyor.

Size bu yazımın sonunda ne mutluluk, ne aşk, ne başka bir şey dileyeceğim. Size sadece ama sadece sağlık diliyorum. Rahat nefes alacağınız günler, o nefesi sevdiklerinizle gülerek harcayacağınız saatler diliyorum!